5 Ağustos 2011 Cuma

Vampire The Masquearde: Black Günlükleri XV

Yangın!

Alevler her yerde! Bu ev mezarımız olmadan kaçmalıyız!


"Kaç Lucy, kaç! Kurtar kendini!"

Babamın sesi!

“Onları kurtaramazsın…”

Bay Blackmoore? Neler oluyor?

"KAÇ LUCY, KAÇ!"

Dışarıda dolunay ve serin hava karşılıyor beni. Ev alevler içinde…

-Doğru olanı yaptın Lucy.
-Bay Blackmoore? Sizin ne işiniz var burda?
-Biraz yürüyüşe çıkmıştım, alevleri görünce geldim. Umarım bir şeyin yoktur.
-Hayır, ben iyiyim. Ama ailem…
-Lucy, sevgili Lucy. Tatlı Lucy. Onlar için yababileceğin hiç bir şey yok. Doğru olanı yaptın. Onlar da böyle yapmanı isterdi.

Etraf kalabalıklaşıyor. Lucy’e elimi uzatıyorum.

"Benimle gel. Lütfen."
It's so easy to laugh, it's so easy to hate. It takes strength to be gentle and kind.

26 Temmuz 2011 Salı

Malkavians are the reason you don't accept candy from strangers.

Rick Gentle
"Eckhart saw Hell too; he said: 'the only thing that burns in Hell is the part of you that won't let go of life, your memories, your attachments. They burn them all away. But they're not punishing you,' he said. 'They're freeing your soul. So, if you're frightened of dying and... you're holding on, you'll see devils tearing your life away. But if you've made your peace, then the devils are really angels, freeing you from the earth.'"

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Civilization began the first time an angry person cast a word instead of a rock.

Sigmund Freud
The most merciful thing in the world, I think, is the inability of the human mind to correlate all its contents. We live on a placid island of ignorance in the midst of black seas of infinity, and it was not meant that we should voyage far. The sciences, each straining in its own direction, have hitherto harmed us little; but someday the piercing together of dissociated knowledge will open up such terrifying vistas of reality, and of our frightful position therein, that we shall either go mad from the revelation or flee from the light into the peace and safety of a new dark age.

H.P. Lovecraft

16 Nisan 2011 Cumartesi

Vampire The Masquerade: Black Günlükleri XIV

Lucy Westenra'nın günlüğü

Nisan 23, sabah

Yaklaşık 20 gündür Paristeyim. Ailemin beni neden buraya getirdiklerini bilmiyorum, ama bir tahminim var. Beni evlendirmeye çalışıyorlar. Ah Tanrım!

Bu lanet yerdeki tek keyfim, rüyalarım. Nedendir bilinmez, Bay Blackmoore ile tanıştığımdan beri değişik rüyalar görüyorum. Gerçekdışı, bazen de korkutucu. Ama gene de, geceleri merakla bekliyorum.


Ertesi gün, şafak vakti

Gene rüyalar. sabaha karşı, güneş henüz doğmadan odamın penceresine çarpıp duran bir yarasa vardı. Neden bilmiyorum ama pencereyi açıp onu içeri alasım geldi.


Aynı gün, gece

Bu akşam Bay Blackmoore ile karşılaştım, ah ne güzel bir sürpriz oldu! Çok mutluyum. Ama ne yazıktır ki, annemin varlığı yüzünden pek konuşamadık. Annem nedende Bay Blackmoore'dan hoşlanmıyor.


Nisan 25

Sıkıcı damat adayı ile ilk buluşma. Daha önce hiç bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum.


Nisan 26, sabah

Az önce uyandım ve uyanır uyanmaz bunu yazmayı istedim. Terden sırılsıklam bir şekilde, ellerim mahrem yerlerimde uyandım. Gece boyunca farkında olmadan kendimi tatmin etmiş olmalıyım. Çok utanıyorum.


Nisan 27, sabah

Dün sabah ile aynı şekilde uyandım. Tek farkı, dünün aksine şu anda pişmanlık duymuyorum. Sanırım Bay Blackmoore'u kafama çok taktım. Ona karşı hissettiğim tutku kendini rüyalarımda gösteriyor. Ah, sanırım aşk böyle birşey. Rüyamda Bay Blackmoore beni kollarına aldığında elimde olmadan boşalmıştım. Yatağın ve apış aralarımın ıslaklığına baktığımda, bunun sadece rüyada olmadığını anladım.


Nisan 28, sabah

Geceler beni giderek daha çok yoruyor, ama gene de iple çekiyorum. Artık çırılçıplak yatmaya başladım. Rüyamda Bay Blackmoore kendisini içeri davet etmemi söylüyordu. Edince güldü, biraz korkutucu bir gülüştü bu.


Nisan 29, sabah

Bu sabah her zamankinden daha da yorgun uyandım. Neden bilmiyorum ama boğazımda bir ağrı var. Yanma ve batma hislerinin birleşimi.


Aynı gün, gece

Bu akşam Bay Blackmoore ile tekrar karşılaştım. Onu gördüğümde beni sıcak basıyor, kalbim küt küt atıyor ve aklıma gördüğüm ayıp rüyalar geliyor. Yorgun olduğumu sezmiş olmalı ki, iyi olup olmadığımı sordu. Ah, ne kadar kibar ve iyi bir beyefendi! Ona iyi olduğumu, sadece garip rüyalar gördüğümü söyledim.

"Rüyalar, Bayan Westenra, benim uzmanlık alanımdır."

28 Şubat 2011 Pazartesi

Endure. In enduring, grow strong.


27 Kasım 2010 Cumartesi

Vampire The Masquerade: Black Günlükleri XIII

İngiliz Kanalı, 1748

İngiltere'den Fransa'ya olan yolculuğumda çok hoş genç bir hanımefendi ile karşılaştım. İsmi Lucy Westenra. Bunca yıllık hayatımda pek çok bayan ileanıştım, seviştim ama böylesini daha önce hiç görmedim. En güzel Toreador'dan bile çok daha güzel, en zeki Tremere'den bile daha zeki. Süt beyazı bir teni, günbatımı renginde saçları var.

Onu ilk gördüğümde geminin güvertesinde, lüks sandalyelerden birine oturmuş, çayını yudumluyordu ailesi ile beraber. Görür görmez çarpıldım ona, sanki daha önce boynuma geçirilen dişler şimdi kalbime geçirilmişti. Öyle aptallaşmıştım ki, az kalsın denize düşecektim. Masalarına gidip kendimi takdim ettim. Çok gıcık ebeveynleri var ama küçük hanım neyseki onlara çekmemiş. Annesinin yaptığı bir zina sonucu doğmuş olabilir.

Sanırım aşık oldum.

Yolculuğumuzun ikinci gecesinde onu tekrar güvertede buluyorum. Bu sefer yanlız. Yanına giderken Mary aklıma geliyor. Beni gözetliyor. Birden kafamın içinde onun sesini duyuyorum.

-Thomas... Canım...
-Mary? Ne oldu?
-Ne mi oldu? Hangi yüzle sorabiliyorsun bunu? Sen aşıksın!
-Her zamanki yüzümle soruyorum ve evet doğru. Aşığım.
-Bana söz vermiştin! Sonsuza dek beni sevecektin! Sadece beni! Sonsuza dek!
-Sende bana söz vermiştin! Sonsuza dek benim yanımda olacaktın! Sonsuza dek!
-Yanında değil miyim zaten şu anda?
-Fiziksel olarak, seni bencil kaltak!
-Thomas! Şunu bil ki, seni henüz affetmedim. Kendinden nefret ettirme.
-Mary beni yanlız bırak. Git babamızın canını sık, o da ölmüştür herhalde bu vakte kadar.

Sonuncuyu sesli bir şekilde söylemiş olmalıyım ki Lucy bana dönüp "Birşey mi dediniz Bay Blackmoore?" diyor.

"Ah, evet Bayan Westenra, sizin bu gece, bu ay ve yıldız ışığının altında, çok güzel gözüktüğünüzü söyledim."


Öf, bu çok yakındı.

-Sizi gündüz göremedim Bay Blackmoore, sanırım odanızdaydınız.
-Evet, sevgili Bayan Westenra, tenim ne yazık ki, hayat veren güneşe karşı aşırı hassas.
-Bunu duyduğuma çok üzüldüm, yapabileceğim birşey varmı acaba?
-Çok nazik ve iyi kalplisiniz küçük hanım. Ama sanırım kimsenin yapabileceği birşey yok bu konuda.

30 Ekim 2010 Cumartesi

Vampire The Masquerade - Black Günlükleri XII

Sığınağa vardığımda avcıların hala peşimde olduğunu biliyorum. Vicdanım yapma diyor. Neden diyorum, susuyor. Eh benim vicdanım da bu kadar işte. Şu anda o aptalları düşünecek değilim, topladığım bilgiler ile en kısa zamanda topuklamama gerek bu lanet adadan.

Sığınağın kapısı ağır ağır açılırken tekrar bir sıcaklık basıyor beni, burnumda gazyağı kokusu. Garip.

İçerideki bütün gazyağını topluyorum. Şişe, kova, leğen, sıvı depolanacak ne varsa ona dolduruyorum. Fazla vaktim yok. Hiç vaktim yok aslında, avcılar kapıyı kırıp içeri girdiler bile.

Çığlıklar, birbirine çarpan metallerin sesi, tekrar çığlıklar. Topladığım gazyağının nerdeyse hepsini bulunduğum kata –bu kat çatı katının hemen altındaki kat oluyor, isterseniz en üst kat diyebilirsiniz, ya da demeyebilirsiniz.- boca edip elimde iki dolu şişe ve eşyalarım ile çatı katına çıkıyorum. Elimde kalan son yağı da orada kullandıktan sonra cebimden iki tane çakmaktaşı çıkarıyorum. Önce nazikçe birbirine sürtüyorum onları, arzuyla birbirini okşayan iki aşık gibi. Sonra sertçe birbirlerine çarptığımda ihtiyacım olan kıvılcımı elde ediyorum. Çatı katı yanarken önce eşyalarımı, sonra da kendimi çatı katına giren cılız ışığın kaynağı olan küçük pencereden aşağı atıyorum.

Yere düştüğümde hasar alıyorum tabii ki de. Kırık kemikler. Ama ölümsüz bedenimi zorlayıp koşmaya başlıyorum. Sığınaktan sadece çığlıklar geliyor artık, metal seslerinden eser yok. Çıkardığım yangının çevre binalara yayıldığını görünce ağzımdan tek bir kelime dökülüyor.

“Hasiktir”

28 Mart 1748, tarihe Büyük Londra Yangını olarak geçiyor. Maddi zarar o zamanın parasıyla 1 milyon pound. Ölü sayısı, bilinmiyor.