8 gün boyunca kütüphaneden çıkmadım. Beslenmedimde, ama bir süre daha idare edebilirim. Buradaki kitaplar öyle değerli ki, öylesine muhteşem ki, kimsenin dikkatini çekmiyor. Toplam 2203 kitap var bu yeraltı kütüphanesinde. Keşke hepsini teker teker okuyabilecek zamanım olsa.
Bulduğum eski yazmalara göre (İsa'dan bile eski) şu ana kadar sadece bir Malkavian deliliğininden geçici bir süreliğine olsa da, kurtulmayı başarmış. Ama nasıl başarmış yazmıyor. Bu vampirin adı, atasının adı yok, sanki biri bu bilgileri itinayla silmiş, ya da ben normalden de fazla paranoyaklaştım. Hala yaşıyor mu bu vampir? Sanmam.
Ayak sesleri... Birisi buraya koşar adım geliyor.
Kapı aniden açıldığında ben dövüşe hazırım. Az önce üstünde oturduğum tahta tabure elimde bir silah artık. Ama beslenmediğimden ötürü, zayıfım.
Neyse ki, dövüşmeye gerek kalmıyor. İçeri giren Prens'in yardımcılarından biri.
"Gitmeliyiz! Avcılar!"
Bir yerden bir sıcaklık geliyor. Yeryüzüne çıktığımda Prens'in adamları ile pelerinli bir grup insan dövüşmekte. Tedirgin oluyorum, ne de olsa ilk savaşım. Daha önce hep savunmasız insanları öldürdüm.
Prens'in yardımcısı beni kapılardan, gizli geçitlerden geçirip çatışmadan uzaklaştırıyor. İçimden bir ses onun fazla yaşamayacağını söylüyor. İçimdeki ses her zamanki gibi haklı çıkınca seviniyorum, Prens'in yardımcısı kalbine saplanan okla yere düşüyor. Kimin yaptığını görmem için arkamı dönmeme gerek yok. Bir avcı, tatar yayını dolduruyor.
Üzerinde en çok çalıştığım disiplinimi kullanıp deliliğimi ona da bulaştırıyorum. Normalde yerde kahkaha ata ata sürünmesi gerekirken gözü seğirip hafif bir tebessüm ediyor. Disiplinlerimin avcılar üstüne normalden daha az etkili olduğunu biliyorum, ama bu kadar az etkili olduğunu değil.
Neyse, bu kadarı bile yeterli bana. Tatar yayını dolduramadan üstüne atlıyorum. Suratına yumruklarımı indiriyorum. İndiriyorum. İndiriyorum. Vücudumun kontrolü bende değil artık. İkinci yaşamımdaki ilk kudurmamı o anda tecrübe ediyorum.
Kendime geldiğimde avcının suratı tamamem dağılmış bir halde, ama hala hayatta. Ellerimdeki kanı yalıyorum. Tadı normal. Savunmasız insanların kanları, korkunca salgılanan hormonlar sayesinde daha tatlı oluyor. Ama seçme şansım yok, bulduğumu yiyeceğim. Dişlerimi boynuna geçirdiğimde kendine geliyor avcı, gözden geriye kalanlar faltaşı gibi açılıyor. Kurtulmaya çalışıyor, ama nafile. Kontrol bende. Bende.
Ondan sonra Prens'in yardımcısını kurutuyorum. Kontol bende.
Kendimi iyi hissediyorum. Ama ne kadar iyi hissedersem hissedeyim, bir avcı ordusuyla başa çıkamam. Tek şansım topuklamak.
Topuklarım popoma vura vura koşuyorum Londra sokaklarında. Aklımda tek bir düşünce var, Prag'a geri dönmek!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder