Yolculuğum 14 yıl sürdü.
Her ne kadar, eve dönmeye pek hevesli olmasam da, evim en rahat çalışabileceğim yerdi. Kiliseden, meraklı gözlerden yeterince uzak. Gerek büyü, gerek bilim olsun yeterince bilgi ve tecrübe sahibi olmuştum artık.
Ya da ben öyle sanıyordum.
Prag’da, dönüş yolculuğumda, ne kadar yanılmış olduğumu gördüm. Avrupa savaşın pençesindeydi, her zamanki gibi. Şu Avrupa monarşilerini anlamak gerçekten çok zor olabiliyor. Kaldığım yerde savaştan başka bir şey konuşulmuyordu. Can sıkıntısından ölmek üzereydim, ta ki O’nu görene dek.
Şimdiye kadar hiç görmediğim bir zariflikle masama geldi. Sesi derinden geliyordu, ama aynı zamanda çok çekiciydi.
“Oturabilirmiyim bayım?"
Karşı koyamadım. Korkuyordum, aynı zamanda da hayatımda hiç hissetmediğim kadar yoğun hissediyordum duygularımı. Oturdu masama. 10 dakika kadar süren sessizlikten sonra, sonunda ağzımı açtım.
“Kız kardeşime çok benziyorsun.”
Gülümsedi. Mary’den biraz uzun boylu ve teni biraz daha koyu, ama onun dışında bir ikizi gibi. Yoksa Babamızın bizden sakladığı üçüncü bir kardeşimiz mi var?
Onunla beraber geçirdiğim her dakika tıpkı Mary ile geçirdiğim dakikalar gibi, hatta daha da zevkli. En sonunda dayanamayıp onu odama davet ediyorum. Merdivenleri kol kola çıkarken kalbim göğsümden fırlayacakmış gibi çarpıyor. Elini kalbimin üstüne koyup gülümsüyor. Dudaklarını yaladığı zaman kalp krizi geçirmek üzereydim.
Sonunda odama varıyoruz. Gaz lambasını yakmaya yelteniyorum, ama kolumdan tutuyor. Karanlık istiyor.
“Seni uzun zamandır takip ediyorum Thomas. Taa Londra’ya ayak bastığından beri. Yüzyıllardır senin gibi bilgiye aç biri ile karşılaşmadım. Zihin öyle bir şeydir ki, besledikçe daha da acıkır. Onu asla doyuramazsın. “
Bana doğru attığı her adımda beynim çığlık atıyor. Zihnim ikiye bölünmüş durumda; bir yarısı dehşet, öteki yarısı zevk çığlıkları atıyor. Yanağıma dokunuyor, parmakları buz gibi. Dudaklarımız birbirine değdiğinde istem dışı bir şekilde gözlerimi kapatıyorum. Boynumu hafifçe sola eğiyor. Soluğunu boynumda hissederken gözlerimi açıyorum.
Dişleri…
O sivri dişleri boynuma gömüldüğünde soluğum kesiliyor, ağzımdan sadece bir inilti çıkıyor. Odanın sessizliğine karşın zihnim çığlık çığlığa. Milyonlarca ses var, ama her sesi çok net bir şekilde anlıyorum. Gözlerim kararıyor.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder