Prens ile olan görüşmemiz beklediğimden daha farklı bir şekilde oldu. Leydi Atreus’un bu şehirde oldukça fazla gücü var gördüğüm kadarıyla. Prens’in ondan çekindiğini hissettim.
Atamın söylediğine göre(pek kibar bir şekilde söylenemez), Prens bir Ventrue. Bu Ventrue klanı vampir dünyasının elit kısmını oluşturuyor, Camarilla denen birliğin yöneticileri genelde bu klan içinden seçiliyor. Ellerini kirletmekten korkan kan emici sürüsü bunlar, başka bir şey değil.
Şaşırdığım şey, öldükten sonra bile romantik duyguların sürdürülmesi. Bu kelimenin tam anlamıyla bir mucize. Kalbimimiz artık atmamasına rağmen, tam olarak ölmemiş, hala sevip sevilebiliyoruz.
Prag daki ikinci ayımı doldurdum. Atam söz verdiği gibi bana bilmem gereken herşeyi anlattı. Sayıları 13 olan ana vampir klanları, onların bloodline denilen bir nevi yan-klanlarından bahsetti.
En çok ta bizim mensup olduğumuz klan hakkında konuştuk. Malkavian klanı. Klanımızın ismi, kurucusu olan vampir Malkav’dan gelmekte imiş ve bu klanın vampirleri, heh, deliymiş. Evet deli. Artık kafamdaki sesler için mantıklı bir açıklamam var, deliyim. Ama deliyim derken aklınıza kafasına huni takan gerizekalılar gelmesin, ha evet, aramızda onlardan da var, ama azınlıktalar. Bizler Camarilla’nın kahinleri, soytarıları, başağrısıyız. Pek çok vampir bizi sevmez, ama biz olmazsak Camarilla olmaz, bu yüzden bize katlanıyorlar.
Leydim Atreus gözüme artık Mary gibi gözükmüyor, gözükmesine de gerek yok zaten. Mary benim içimde. Zihnimin bir parçası artık, daima yanımda. Tam da istediğim gibi….
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder