Büyük planları varmış…
Bir aydır gece gündüz, zerre uyumadan okuyorum. Sadece okuyorum. Yolculuğum süresince okuduklarım, şimdi okuduklarımın yanında solda sıfır kalır. “Atam” Leydi Jessica Atreus’un gerçekten muazzam bir kütüphanesi var. Hem “normal” kitaplar hem de “anormal” kitaplar bakımından.
Vampir oluşum pek birşeyi değiştirmedi, en azından dışımda. İçimdeki değişiklikler daha dramatik. Artık kalbim atmıyor, bir zamanlar utanınca kırmızılaşan yanaklarım artık bembeyaz. Acaba Mary beni böyle görseydi ne derdi? Beni gene beğenirmiydi? Sanmam.
Bu karanlıklar dünyasında hiçbir tanıdığım yok. Şu atama bir türlü kanım ısınamadı. Kanım ısınamadı, heh. İçimdeki değişiklerin biri de espiri yeteneği olmuş. Neyse, atamın bana söylemediği bazı şeyler var, sesler bu şeylerin oldukça önemli olduğunu söylüyor.
Sesler, evet. Vampirleştiğimden beri bazı sesler duyuyorum. Sanırım atamda bunun farkında. Bir açıklama fena olmazdı hani. Dönüştürüldüğümden beri kütüphaneye kapatıldım resmen. Pek bir şikayetim yok, kitaplarla insanlara kıyasla daha iyi geçinirdim zaten ama azıcık da olsa bilgilendirme iyi olurdu.
Leydim geliyor.
-Hazırlan çocuğum, Prens’i ziyarete gidiyoruz.
-Prens mi? Tanrım, vampirlerin soğuk elleri kraliyet ailelerine kadar mı uzandı yoksa?
Gülüyor. Sinsinsice.
-Emin ol ki, daha yükseklere bile uzandık. Ama bu Prens, senin bildiğin prenslerden değil. Camarilla’da belirli bir bölgeyi yöneten bir vampire Prens denir. Biliyorum çocuğum, seni bu konularda eğitemedim, ama söz, döndüğümüzde bütün sorularını cevaplayacağım.
-Pekala. Hazırım zaten, gidelim.
-Hazır mısın? Bu kılıkla mı? Dilencilere benziyorsun! Sana Prag’daki en yetki sahibi vampire gidiyoruz dedim. Böyle pasaklı bir şekilde gelemezsin. Uşaklar sana kıyafetler getirdiler, onları giy. Hemen.
Vampirlerden şimdiden nefret etmeye başladım.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder