Kriz sanatımı icra ederken geldi.
Tam elimdeki parçayı eserime yerleştiriyordum ki, herşey karardı. Vampir olduğum bir sene boyunca deliliğime alışsam da, böyle bir şey ilk kez başıma geliyordu. Bilinmeyenin korkusu sarıp sarmaladı beni. Korku ile beraber, merak ta vardı. Karanlığın içinde yapayalnızdım, Mary bile terketmişti beni.
İşte bu yapayalnızlığın pençesindeyken gördüm onu. Ahtapotumsu bir yaratık, kollarını bana uzatıyor. Bu karanlık alemde kıpırdayamıyorum. Kollarında… Kollarında eserimde kullandığım vücud parçaları var. Eserimin adı “Afrodit” olacaktı, kadın vücudunun estetikliğine ithafen. Ama artık olamayacak gibi, üstüme kollar, bacaklar, göğüsler yağıyor.
Çığlık atıyorum. Öyle kuvvetli bir çığlık ki, Malkavian Delilik Ağı’nda yankılanıyor, bütün Prag daki Malkavianlar duyuyor. Karanlıkta atamın varlığını hissediyorum, çekip çıkarıyor beni buradan.
"Thomas! Kendine gel!"
Prag daki bütün Malkavianlar etrafımda(topu topu 7 kişiyiz zaten). Hepsi sanki akıllanmışım gibi bakıyorlar bana.
“İyiyim ben, harikayım. Hıhı evet, harikayım. Neden buradasınız? Sizi çağırdığımı hiç hatırlamıyorum. Özellikle de seni, manyak Wolfgang! Defol git Prens’i yalamaya devam et!”
“Thomas..?”
“Ne var?”
“Ne gördün?”
“Bilmek istemezsin canım…”
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder