Su…
Çok susadım… Biraz su, lütfen… Lütfen… Birisi yardım etsin…
“Kendinle savaşmayı bırak. Doğanı kabul et. Artık sen bir insan değilsin. Çok daha fazlasısın. Kabullen!”
“Söylemesi kolay tabi. Seni kaltak! Susuzluktan ölüyorum burda!”
“Beslenmelisin, sevgili çocuğum… Ama ölümlüyken tattığın şeyleri unut. Artık seni doyurabilecek tek bir şey var. Hayat sıvısı, en kırmızı nektar. Kan.”
Kan mı? Şaka yaptığını sanıyordum, Şaka yapıyor olması için yalvarıyordum Tanrı’ya. Ta ki önüme o kaseyi koyana dek. Kanın o metalik kokusu hiç bu kadar tatlı gelmemişti burnuma. Farkında olmadan kaseyi diktim. Her yudumda daha fazlasını istiyordum. Kasedeki kan bittiğinde elinden şekeri alınmış çocuk gibiydim. Daha fazlası için yalvaracaktım neredeyse. O da bunun farkına varmış olmalı ki elini omzuma koydu ve sabırlı olmamı söyledi. Zamanı geldiğinde beni “ava” çıkaracakmış.
“Av” kelimesi tüylerimi ürpertiyor. Ama aynı zamanda da daha önce hiç hissetmediğim bir şeyin su yüzüne çıkmasını sağlıyor. O bunu farkedip gülümsüyor.
“Sabırlı ol çocuğum. Sabırlı ol. Senin için büyük planlarım var.”
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder